Hilye-i Şerif

Hilye; süs, ziynet, cevher, güzel sıfatlar, yüz gibi anlamlar taşıyan Arapça bir kelimedir. Hilye, hilye-i şerif, hilye-i nebevi, hilye-i saadet gibi isimlerle de anılır.

Kelimelerle Hz. Muhammed’in resmini çizerek onu anlatmak, inanan her insanın gönlünde onu tasavvur ettirmek düşüncesiyle yazılan hilye, sevgili Peygamberimizin vücut yapısına, üstün özelliklerine ve güzelliklerine dair Hz. Ali'nin naklettiği hadis-i şerifin özel bir kompozisyonla yapılmış levhasıdır.

Hilyeler, sevgili Peygamberimize duyulan derin sevgi, bağlılık, hürmet ve özlemi ifade ederler.

Bir rivayete göre, Hz. Muhammed (s.a.s.) hastalığı sırasında, kızı Fatıma'nın kendisini bir daha göremeyeceği endişesini belirtmesi üzerine Hz. Ali'ye: "Hilyemi yaz, benden sonra onu gören beni görmüş olur." buyurmuşlardır.

Hilyelerde Hz. Peygamber’in genel olarak fizikî, ruhî özellikleri anlatılır.

Hilyenin Hz. Peygamber’in bir hadisine dayandırılan; hırsız, cin, şeytan, hastalık, sihir, efsun, aleşe, kaza ve belalara karşı koruyucu, sıkıntıları giderici, bereket ve şifa verici oluşuna inanılır; bu nedenle küçük boyutlarda nesih hattıyla yazılan hilyeler, katlanıp saygı nedeniyle göğüs cebinde taşınırdı. Çok büyük boyda hilyeler de yazılmıştır. Bu hilyelerde hat çeşitleri celîleşir, irileşir. İki buçuk metreye yakın hilyeler vardır. Büyük boyda hilye yazımı (200 hilye yazan) Kazasker Mustafa İzzet Efendi ile başlamıştır.

18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyıl biişiarında kimi hilyeler tahta üzerine yapıştırılmış kağıtlara yazılmıştır. Ahşap üzerine yapılan bu hilyelerin bir kısmında Medine-i Münevvere, Ravza-i Mutahhara, Kabe minyatürleri ve zengin tezhiplere yer verilmiştir.

Hilye metni:

Hilyelerde rastlanılan metinlerin büyük bir kısmı Hz. Ali'den rivayet edilen metindir. Hz. Ali'nin (Ö-661) rivayeti olan metnin tercümesi şöyle:

"Hz. Ali (r.a.) Hz. Peygamberi (Allah’ın salat ve selamı onun üzerine olsun) vasfettiği zaman şöyle buyurdu: Hz. Peygamberin boyu ne çok kısa ne de çok uzundu, ortu boyluydu. Ne kıvırcık kısa, ne de düz uzun saçlıydı; saçı kıvırcıkla düz arasinda idi. Değirmi yüzlü, duru beyaz tenli, iri siyah gözlü ve uzun kirpikliydi. İri kemikli ve geniş omuzluydu. Göğsü ortadan karnına kadar kılsızdı. İki avucu ve tabanları dolgundu, yürüdüğü zaman sanki yokuş aşağı iner gibi rahatlıkla giderdi. Sağına ve soluna baktığında bütün vücuduyla dönerdi. İki omuzu arasında "nübüvvet mührü" vardı. Bu, onun son peygamber oluşunun nişanesi idi. O, insanların en cömert gönüllüsü, en doğdu sözlüsü, en yumuşak huylusu ve en arkadaş canlısı idi. Kendilerini ansızın görenler, heybeti karşısında sarsılırlar, fakat üstün özelliklerini bilerek sohbetinde bulunanlar onu her şeyden çok severlerdi. Onun üstünlüklerim ve güzelliklerini tanıtmaya çalışan kimse: "Ben gerek ondan önce ve gerekse ondan sonra, Rasulüllah gibisini görmedim..." diyerek onu övmek konusundaki yetersizliğini itiraf ederdi. Allah'ın salat ve selamı onun üzerine olsun.”

Hilye metinlerinin ilk defa 17. yüzyılda meşhur hattat Hafız Osman (1642-1698) tarafından levha şeklinde yazıldığı kabul edilir.

Hilyelerde kullanılan hat çeşitleri:

En çok sülüs-nesih, muhakkak-sülüs-nesih, taliktir. Talik hattıyla hilyeyi ilk defa Yesari Esad Efendinin yazdığı kabul edilir.

Rivayetler:

Hilye hakkındaki rivayetler hadis kitaplarında yer almıştır. İmam Tirmizi’nin (Ö. 892) Eş-Şemâilü’n Nebeviyye Ve’l-Hasailü’l Mustafeviyye’si, Kadı Ebü’l İyaz’ın (Ö. 1149) Kitabü’ş-Şifa Fi Ta’rifi Hukuku’l Mustafa isimli eseri bu sahanın iki önemli eseridir.

Hattatların hemen hepsi Kur’an-ı Kerim, ayet, hadis gibi metinler yanında hilye de yazmışlardır. Bu, onlar için onur veriici bir işti. Hz. Peygamberi anlatan metinleri sanatlı bir biçimde kompoze etmek, ona olan sevginin, bağlılığın, hürmetin bir ifadesidir.

Bir hilye levhasının şekli: .

1. Baş makam: Buraya mutlaka besmele yazılır.

2. Göbek: Hilye metninin büyük bir bölümü buraya sığdırılır. Bu bölüm dairevi olduğu gibi, oval, dörtgen şeklinde de olabilir.

3. Hilal: Sıvama altın veya altın üstüne tezyini motifler ile kaplanan bu kısmın her hilyede yapılması şart değildir. Hz. Peygamber dünyayı nuru ile aydınlattığı için güneş ve aya benzetilmiş, dolayısıyla hilyenin göbek kısmında güneş, bunu saran bölümde de hilal oluşturulmuştur. Hilyede tezyinat bakımında en zengin yer hilalin dışında kalan alandır. Bu alana sırasıyla 4. Hz. Ebubekir, 5. Hz. Ömer, 6. Hz. Osman, 7. Hz. Ali isimleri yerleştirilir. Dört halifeden başka cennetle müjdelenmiş on sahabenin isimlerine yer verilen hilyeler de vardır.

8. Ayet: Peygamberimiz ile alakalı bir ayet konulur. En çok rastlanan: "Biz seni alemlere ancak rahmet olsun diye gönderdik" mealinde olanıdır. Bu ayetten başka "Hiç şüphesiz sen büyük bir ahlak üzerindesin", "Muhammed'in Allah Rasulü olduğuna Allah'ın şahadeti yeter" ayetlerine de yer verilmiş olanları da vardır.

9. Etek: Hilye metnin devamı ve dua kısmıdır. En sona hilyeyi yazan hattat imzasını atar. Yazdığı tarihi belirtir. Etek kısmının iki tarafında kalan boşluklara (10, 11) koltuk denilir. Buralarda tezyini motifler yer alır.

Hattatlar arasında hilyeleriyle tanınan hattatlar:

Yedikuleli Seyyid Abdullah (1670-1731), Mahmut Celaleddin (Ö.1829), Yesarîzade Kazasker Mustafa İzzet Efendi (Ö.1849), Yesarîzade Mehmet Esat Efendi (Ö.1798), Kazasker Mustafa İzzet Efendi (1801-1876), Mehmet Şefik (1819-1880), Mehmet Şevki (1829-1887), Yahya Hilmi Efendi (1833-1907), Hasan Rıza (1849-1920), A. Kamil Akdik (1861-1940), Hamid Aytaç (1891-1982).

Hilyelerin tezhibi

Müzehhipler (tezhip sanatçıları) hilyelerin tezhibine çok önem verirler. Hz. Peygamberi tasvir eden metinleri süsleyen, onları böylece taçlandıran müzehhipler hilyelerde yazı dışında kalan alanları en güzel biçimde bütün hünerlerinı göstererek tezyin ederler.

Hilye tezhiplerinde en çok kullanılan çiçek güldür. Bilindiği gibi gül, Hz. Muhammed'in (s.a.s.) simgesi olarak kabul edilir. Diğer çiçekler, motifler, minyatürler hilyenin yazı dışında kalan bölümlerinı bir bütünlük içinde tamamlar.

Kağıt seçimi

Hat sanatında olduğu gibi hilyede de kağıt seçimi önemlidir. Gözü yormayan, sarıya çalan bir renkte kağıt üzerine hat ve tezhibin mükemmel bülünlüğünün sağlanmasına özen gösterilirdi.

Not: Bu yazı, Diyanet Aylık Dergi Şubat 2010 sayısında yayınlanmıştır.