Ezan ve kamet arasında yapılan duanın kabul olacağına dair rivayet var mıdır?

  Duaların her zaman kabul görme umudu varsa da, bazı özel vakitlerde yapılacak duaların kabul görüp reddedilmeyeceğine ilişkin hadis-i şerifler vardır. Ezan okunurken, ezanla kâmet arasında ve kâmet getirildiğinde yapılacak dualar da bu kabildendir. Bu konuda Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Ezan okunduğunda sema kapıları açılır ve yapılan dualar kabul olur. Kâmet getirildiğinde dua reddedilmez.” (İbn Ebû Şeybe, el-Musannef, X, 32) Hz. Peygamber (s.a.s.), “Ezanla kamet arasında yapılan dua reddedilmez.” buyurdu. Bunun üzerine sahabe, “Ey Allah’ın elçisi! Ne dua edelim?” diye sordular. Hz. Peygamber (s.a.s.) “Allah’tan dünya ve ahirette afiyet/sağlık dileyiniz.” (Tirmizî, Deavât, 145) buyurdu.

Vaktinde kılınamayan namazlar kaza edilebilir mi?

 Namaz, dinimizin ifasını emrettiği ibadetlerin en önemlisidir. Kelime-i şehadetten sonra, İslam binasının üzerine kurulduğu beş esastan birincisidir. Akıllı ve erginlik çağına ulaşan her Müslümana farzdır. Farziyeti Kitap, sünnet ve icma ile sabittir.

 Terk edilmesi ve -geciktirmeyi caiz kılan meşru bir mazeret yoksa- vaktinde eda edilmeyip kazaya bırakılması, en büyük günahlardandır. İma ile de olsa namaz kılabilecek birisi için namazın terk edilmesine hiçbir mazeret yoktur. Kazaya bırakılabilmesi için dinin meşru saydığı mazeret ise, unutma ve uyku gibi şuur dışı haller ile, o anda (vakti içinde) eda edebilme imkanının bulunmayışından ibarettir. Şüphesiz mazeret sayılan uyku, namaza kalkma azmi ile gerekli tedbir alındığı halde uyanılamayan uykudur.

Kur’an’da vaktinde kılınamayan namazların kaza edilmesi ile ilgili olarak açık bir ifade bulunmamakla birlikte, Hz. Peygamber bizzat kendisi vaktinde kılamadığı namazları kaza etmiş ve ashabına da bunu tavsiye etmiştir. Hendek savaşı sırasında harbin şiddetlenmesi nedeniyle ikindi namazını kılamamışlar; bunun üzerine “Bizi ikindi namazından alıkoydular. Allah onların evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun.” demiş ve ikindi namazını akşam ile yatsı arasında kaza etmiştir (Müslim, Mesacid ve Mevadi’u’s-salat, 203, 205). Ayrıca Hayber fethinden dönerken, bir yerde konakladıklarında gece uyuya kalmışlar ve vaktinde kılamadıkları sabah namazını güneş doğduktan sonra kaza etmiş ve “Kim namazı unutursa veya uyuyup kalırsa hatırlayınca onu kılsın” (Buhari, Mevakitu’s-Salat, 35; Müslim, Mesacid, 309, 314; Nesai, Mevakit, 55; Ahmed b. Hanbel, 2/428, 4/441) buyurmuştur.

Bir rivayette de Peygamberimiz uyuya kalıp kılamadıkları sabah namazından sonra yaptığı açıklamada şöyle buyurmuştur: “Dikkat edin! Sizin için, bende bir örnek vardır. Dikkat edin! Uyku sebebi ile namaz kaçırmakta bir taksir yoktur. Taksir ancak başka namazın vakti gelinceye kadar namazını kılmayan kimsede vardır. Kim namaz vakti uyuya kalırsa uyandığı zaman, o namazı kılsın! Ama ertesi gün, o namazı her zamanki vaktinde kılsın!” (Müslim, Mesacid ve Mevadi’u’s-Salat, 311).

 Unutma ve uyuma gibi bir mazeret olmaksızın terk edilen namazların kazası ile ilgili herhangi bir hadis mevcut değildir. Fakat bu durum, mazeretsiz geçirilen namazların kazasının olmadığını göstermez. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s.)’in veya bir sahabinin bilerek farz namazları terk etmesi düşünülemez. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in bir mazeret sebebiyle vaktinde kılamadığı namazları kaza etmesi ve bu yönde tavsiyede bulunması mazeretsiz olarak terk edilen namazların öncelikli olarak kaza edilmesi gerektiğinin göstergesidir. Vaktinde kılınmayan namazın borçtur ve borç da ancak ödenmekle zimmetten düşer (Şevkani, Neylü’l-evtar, 2/243, 244). Nitekim Hz. Peygamber “Allah’a olan borç, ödenmeye en layık olandır.” (Buhari, Sıyam, 42; Müslim, Sıyam, 154, 155) buyurmuştur. Ancak mazeretsiz olarak vaktinde kılınmayan namazların kaza edilmesiyle yetinilmeyip, ayrıca tövbe edilmesi gerekir.